CARL SHAPIRO: “EKONOMİK BUNALIM DÖNEMLERİNDE
REKABETİN KORUNMASINDAN TAVİZ VERİLMEMELİDİR”*
Amerika Birleşik Devletleri Barolar Birliğinin 13 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirdiği “Daralan Sektörlerde Rekabet Politikası” konulu sempozyumda konuşma yapan başsavcı ekonomi asistanı Carl Shapiro, ekonomik bunalım dönemlerinde rekabetin korunmasına ilişkin kuralların ekonomik politika ve mevzuat açısından bir temel olarak ele alınmaya devam edilmesi yönündeki görüşlerini açıkladı.
Konuşmasında, ekonomik bunalım dönemlerinde piyasadaki rekabetin korunmasının en az normal dönemlerdeki kadar önemli olduğunu belirten Shapiro, özellikle 1930’larda tüm dünyayı etkisi altına alan Büyük Buhran döneminde rekabet politikalarının askıya alınmasının doğurduğu sonuçlardan ders alınması gerektiğini ifade etti.
Amerika’da bu dönemde sektörel rekabete açıkça karşı duran yönetim tarafından getirilen Ulusal Sınaî Kalkınma Yasası (National Industrial Recovery Act - NIRA) ile fiyat rekabetini, üretimi ve yatırımı kısıtlayan sektörel anlaşmalar, bizzat rekabet otoritesi tarafından uygulanmaktaydı. Bu uygulama, fiyat değişimlerinin, verimin eğilimden sapmasına olan duyarlılığını azaltarak ekonominin kendi kendini iyileştirme mekanizmalarını da işlemez hale getiriyordu. İlerleyen dönemde NIRA hakkında yüksek mahkeme tarafından anayasaya aykırılığa hükmedilmesinin yanı sıra, devlet eliyle desteklenmekte olan kartellerin ciddi zararlar yarattığı ve ekonomik düşüşü derinleştirdiği fark edilerek güçlü bir rekabet politikasına karşı takınılan tavır yeniden ele alındı.
Shapiro’ya göre, daralan sektörlerde gerçekleştirilen rekabet analizlerinde “çöküş yaşayan sektörler” ile “yalnızca gerilemede olanlar”ın arasındaki ayrımın gözetilmesi de büyük önem taşıyor. Örneğin gazetecilik sektöründe meydana gelen teknolojik yenilikler nedeniyle gelirlerin bir süredir düşmekte olduğu, ekonomik bunalımın da bu durumu daha ileriye götürdüğü bir gerçek. Ancak her halükarda sektörün gelirlerini arttırmak ve giderlerini kısmak için yeni yöntemler bulmak üzere sıkıntılı bir dönemden geçmesi gerekecekti. Aynı şekilde Amerikan otomobil sektörünün de bir süredir ülke dışından gelen bir rekabet baskısı altındaydı ve ekonomik durum da zaten mevcut olan bu zayıflığı netleştirdi. Bu açıdan firma bazında bireysel olarak yapılacak bir değerlendirme ile yalnızca finansal bir daralma içinde olan firmalar ile gelecek dönemde etkin rekabet yeteneği şüpheli bulunan firmalar arasında iyi bir ayrım yapılması gerekiyor. Böylelikle, etkin rekabet gücü sağlayan değerli varlıkları olan ve yalnızca finansal bir daralma içinde olan şirketler açısından, finansal yeniden yapılandırma ve hatta iflas başvuruları bile birer seçenek olarak değerlendirilebilir. Bu ihtimallerde bir rakibin piyasa dışına çıkması önlenebilir.
**Bu konuya ilişkin güncel bir örnek olarak Chrysler firmasının gerçekleştirdiği iflas başvurusu gösterilebilir. Bilindiği gibi Chrysler, 30 Nisan tarihinde iflas istemiyle bir başvuru gerçekleştirmişti. İflas başvurusunda satış işlemi mahkeme tarafından onaylandı. Azınlık hisse sahiplerince bazı itiraz başvuruları gerçekleştirilmiş olsa da firmanın ana işlerinin İtalyan FİAT ve diğer şirketlere satışı yönünde karar çıkması ihtimalinin oldukça yüksek olduğu belirtiliyor. Kısaca bir firmanın iflası her zaman şirketin ekonomik varlıklarının piyasadan çıkması anlamına gelmeyebiliyor.**
“Batamayacak kadar büyük” firmalara ilişkin olarak uygulanan devlet yardımları ve kurtarma planlarının etkinliği konusunda ise, bir firmayı daha sonra devlet yardımlarına hak kazanmak üzere birleşme benzeri araçları da kullanarak “batamayacak kadar büyük” hale getirmek gerçekte ekonomik açıdan hiçbir etkinlik sağlamıyor.
Rekabet yasalarının bu dönemde ne şekilde uygulanacağı konusunda ise Shapiro’nun görüşleri oldukça açık: rekabet kuralları çeşitli ekonomik durumlara uygulanabilecek nitelikte ve esnek bir yapıya sahip. Her ne kadar bu kurallar oldukça sağlam bir temele oturmuş olsa ve geniş destek bulsa da zaman zaman piyasadaki oyunculardan gelebilecek olan ve rakiplerin rekabete aykırı işlem/eylemlerine müsamaha gösterilmesine ilişkin talepler ile yıllardır başarı ile uygulanan rekabet düzenlemelerinden sapmayacağı yönünde. Bu anlamda uzun vadede tüketicileri ve rekabeti zarara uğratacak uygulamalar gerçekleştirilmeyeceğini, finansal daralmaların, rekabete aykırı uygulamalar için bir savunma olamayacağını ifade ediyor.
Diğer taraftan rekabetçi sürecin bir yararı da, etkin olmayan veya teknolojiye ayak uyduramayan firmaları piyasa dışına çıkararak başarılı firmaları ödüllendirmesidir. Kısaca rekabet, bazı teşebbüslerin ayakta kaldığı, diğerlerinin ise başarısız olduğu bir evrim sürecine benzetilebilir. Bu anlamda, firmaların yanlış stratejileri mevcut ekonomik durumla bir araya geldiğinde kuşkusuz bazı firmalar iflas benzeri sonuçlarla yüz yüze gelebilir ve diğerleri de ekonomik durum düzelene kadar aksak kalabilir. Ancak geçmiş deneyimler ekonomik daralma dönemlerinde rekabet kurallarının askıya alınmasının ekonomik anlamda iyileşmeyi desteklemediğini göstermiştir.
Kısacası, Amerikan rekabet otoritesi ekonomik bunalıma rağmen geleneksel rekabet kurallarının uygulanmasından vazgeçmeyecek gibi görünüyor.
*Bu yazı, (** işaretli kısım dışında) Amerikan Barolar Birliği’nin 13 Mayıs 2009 tarihinde gerçekleştirdiği “Daralan Sektörlerde Rekabet Politikası” konulu sempozyumda, ABD Adalet Bakanlığı başsavcısının ekonomi asistanı Carl Shapiro tarafından yapılan konuşma metninden derlenmiştir.